![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa | 2. El Motosiklet | 2. El Aksesuar | Markalarımız | Faydalı Bilgiler | Basın Yazıları | Geziler | Hatıra Defteri | İletişim |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Geçmediğimiz Yollar -
2 Sefa Hamamı’nda Hamam Sefası Kale içinde yürürken karşıma Sefa Hamamı çıktı. Hamama gitmeyeli yıllar olmuştu, hadi gireyim dedim. Erkekler için saatin uygun olup olmadığını sordum, uygun dediler. İçerisi temiz ve eski bir mimari ile döşeli. Bana giriş katında ahşap bir soyunma odası gösterdiler. Giysilerimden arınıp, peştamallı olarak alt kattaki hamam dairesine indim. Miyop ve astigmat göz rahatsızlığım olduğu için gözlük kullanırım. Tabii ki bir hamamda pek işe yaramaz, gerek de yok zaten. O sebeple takmadım ama yanıma aldım. İçeride 10-12 kişi gördüğümü hatırlıyorum. Ancak yıkanırken bir ara kubbeyi merak ettiğimden gözlüğümü su ile ıslatıp takınca içeride hanım kişiler gördüm. Yanlış odaya mı girdim derken buranın karışık bir turistik hamam olduğunu fark ettim. Yıkanma faslından sonra üst katta çay eşliğinde kururken hamamın broşürünü okudum, yazan bilgileri aynen aktarıyorum; Osmanlı şehir arşivinde “Makbul Ağa Hamamı” olarak hizmet verdiği belirtilen şimdiki adıyla Sefa Hamamı’nın 1450 yılında restore edildiği, “Makbul Ağa Camii Vakfı” yıllık gelir beyanından anlaşılmaktadır. 13. yy. Selçuklu Mimari özelliklerini taşıyan bu hamamın alt yapısında Roma mimarisinini izleri bulunmaktadır. Hamamın; Apoditeryum (Soyunmalık) bölümü 80 yıl önce modernize edilmiş. Frigitaryum (Soğukluk), Tpitaryum (Kuru ılıklık), Kaldaryum (Nemli sıcaklık), Sudatoryum (Buhar banyosu) ve Praefornium (Külhan) bölümleri ise Türk-Roma Antik dokusu hiç bozulmadan günümüze ulaşmıştır. Sıcak su haznesini altındaki Praefornium (Külhan, ocak) da yakılan odunların alevleri hamam altındaki tünellerden geçerek bacalara ulaşmakta ve genel ısınmayı sağlamaktadır.”
3 Kasım 2004, Çarşamba Konyaaltı’ndan “Saklıkent” tabelasını takip ederseniz yaklaşık 45 km. güzel manzaralı, ve virajlı yollardan geçerek ulaşırsınız. Saklıkent’in rakımı 1850 m civarı, yol bozuk olduğu için epey bir hoplaya zıplaya geldim. Yolda oluşan rahatsız edici bir tıkırtının sebebini bulmak için bir Lokantanın önünde mola verdim. O esnada lokanta çalışanı Mehmet bey yanıma geldi ve beni çaya davet etti. Bir yandan çayın demlenmesini beklerken, diğer yandan da motoru kontrol ediyordum ve nihayetinde sağ çanta sabitleme cıvatasının gevşediğini fark ettim. Sıkıştırınca problem kalmadı. İşte bu sırada Mehmet bey getirdiği çayın tadını beğenmedi ve hepsini döküp yeniden demledi. Bir yarım saat daha mecburi istirahat ettik. Bakırlıtepe’ye baka baka çayımı yudumladım. Bir yandan Mehmet bey ile sohbet ettim, diğer yandan da nasıl tırmanacağımı düşündüm. İnanın düşünmeyi gerektirecek ciddi bir yol.
Bakırlıtepe’de “Tübitak Ulusal Gözlem Evi” mevcut ve Saklıkent le arasındaki rakım farkı 750 m. Demek ki tırmanacağım tepenin rakımı 2600 m. KLR Kaçgar’dan alışık buna. Çıkar. Yol tamamen toprak. İlk kilometreler rahat geçiyor ancak tepenin eteklerine gelince iş değişiyor. Dar, taşlı, ve sert virajlar. Tam 18 adet 180 derecelik viraj saydım. Bu virajların bazılarında asla ve asla durmayacaksınız. 1. vites ritimli bir şekilde ilerledim. Tek silindirli bir araç kullandığım için düşük devirlerde motoru kontrol etmek zor olmadı. Kaçgar’da, Ayder’den Avusor yaylasına çıkışım aklıma geldi. Burası daha dik ama toprak kuru. Avusor’da ıslak kumul taban özellikle iniş esnasında farklı bir tehlike yaratıyordu. Orası bir klasik. Çıkarken o kadar uzakları yüksekten görme şansım oldu ki, kendimi Akdeniz’in çatısında hissettim. Manzara heyecan vericiydi. Yolunuz Antalya’ya düşerse mutlaka gidin görün. Ancak enduro şart.
Yukarı çıktıkça KLR’nin motorundan gelen ses sertleşti ve vuruntular arttı. Havanın ısısı da ciddi şekilde düştü ve rüzgarın da etkisiyle üşümeye bağladım. Rasathanenin içine giriş izni alamadım ancak etrafı gezip fotoğraf çekmeme müsaade ettiler. Tabii ki iniş çıkıştan uzun sürdü. Adım adım Saklıkent’e, sonra da yeniden Antalya. Yakıt ikmali ardından, istikamet Kemer. Aslanko Hiç 1938 model KS 500 çift silindir Zündapp görmemiştim. Çalışır vaziyette hem. Yanında da 1950 model tek silindir BMW R25. Aslanko’nun mağazasında bunlar var. Hatta daha fazlası da mevcut bu klasiklerden. Kimisi depoda, kimisi servis tezgahında restorasyon görmekte. Tolga Büyüköner, yolum Kemer’e uğradığı takdirde Moto Aslanko’nun sahibi Arslan Demir’e uğrayıp tanışmamı tavsiye etmişti. Akşam saatlerinde ulaşınca doğruca gittim, tanıştık, saatlerce sohbet ettik. Kendisi motosiklete gönül vermiş, son derece çalışkan, güler yüzlü bir arkadaşımız. Firmasında hemen her çeşit motosikletin bakımı yapılabiliyor, yedek parça ve sarf malzemesi temin ediliyor. Bununla birlikte kiralama ve tur organizasyonları da yapmakta. Özellikle yurt dışından çok miktarda müşterisi mevcut. Bildiğim kadarı ile sadece kiralama için 50 ye yakın makinesi mevcut. Bir de kendisinde, daha evvelce Tolga Büyüköner’in kullandığı 1997 model 26,016 km de bir BMW R 80 GS Basic var ki sormayın gitsin. Fabrikadan çıktığı kadar tertemiz duruyor. Aklım kaldı.
Moto Aslanko’nun adres ve irtibat bilgileri şu şekildedir; Akşam sohbetimiz esnasında Saklıkent’den Kemer’e uzanan toprak bir yoldan bahsetti, bir daha ki sefere geçmek üzere, notumuzu aldık.
4 Kasım 2004, Perşembe Birkaç sene evvel Olimpos’tan bahsetmişti yakınlarım, Kemer’e kadar gidip bir türlü ileriye geçmemiştim. İşte fırsat dedim ve ardından Olimpos. Yaklaşık 1 saat sürdü dura kalka. Doğruca Kadir’in Ağaç Evleri’ne. Aslında birbirine benzeyen pek çok irili ufaklı tesis var burada ama en eski ve en iyi yerin burası olduğunu birkaç kişiden duymuştum. Bu nedenle hiç araştırma yapmadan yerleştim.
İlginç bir yer. Son derece salaş görünümlü bu tesisde rahat etmek mümkün. Yemek salonu, Kafe, internet imkanı, her türlü içkinin bulunabileceği bar, disko… Odalar da ağaçların üstünde. Sanki ortaçağ Avrupa’sında hissettim kendimi. Kahvaltı ve yemeklerin lezzeti fena değil. Internet sitesinden daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
İletişim Bilgileri şu şekildedir;
Adres:
Kadir's Yörük Top Tree House Olympos / ANTALYA
5
Kasım 2004, Cuma
Olimpos'dan Antalya'ya dönüşte kısa bir Çıralı molası verdim. Daha evvelce televizyonda gördüğüm "Sönmeyen" ateşi merak ediyordum. Motosiklet ile gidebileceğiniz en son noktadan sonra 1,5 km kadar merdivenli bir arazide tırmanıyorsunuz. Ateş ne kadar ilginç ise, o noktadan Akdeniz'e bakış da bir o kadar hoş ve bu güzelliğin en güzel geceleri görülebildiğini tahmin ediyorum.
6
Kasım 2004, Cumartesi Yıllar evvel Atlas mecmuasında, Köprüçay ile ilgili bir yazı okumuştum. İlk hatırladıklarım raftinge uygun olması ve uzun kanyon geçişlerinin bulunmasıydı. Bir de çarpıcı fotoğraflar. Kaynağından öteye yollar olduğunu duymuştum ancak bu yollar hakkında hiçbir bilgim yoktu. Üstelik ortalama karayolları haritalarında da gözükmeyen, bu sebeple de kullanmadığımız, ama birilerinin kullandığı yollardı bunlar. Geçmediğimiz yollardı. İşte bu seyahatin amaçları arasında asıl geçmek istediğim yol burasıydı. Erken kalktım. Uzun bir gün olacağını tahmin etmiştim. Bu sebeple termosumda yeterince kahve stoğum vardı. Daha önceki yolculuklarımda edindiğim tecrübe sayesinde yanıma 1,5 litre kadar yedek benzin aldım. Beni herhangi bir aksilik durumunda 2-3 gün besleyecek kadar da yiyecek ve su. KLR’nin ve tüm ekipmanın son kontrollerini detaylı yaptıktan sonra yola koyuldum. Antalya'dan Manavgat istikameti’nde bir süre yol aldıktan sonra Side’ye gelmeden önce sola saptım. Ama tabela o gün yoktu. Bu nedenle sora sora bulmam gerekti. Sabahın taze orman kokusu ve hafif virajlar eşliğinde dura kalka fotoğraf molaları sonrasında taş köprünün bulunduğu noktaya geldim. Etrafı yemyeşil ormanlar ile kaplı yol yaklaşık 2 saat kadar sürdü ve 5-6 adet rafting merkezi fark ettim.
Motosikletimi müsait bir yere park ettikten sonra etrafı keşfe çıktım. Köprünün üstünde bekleyen adam sizi Köprüçay’ın kaynaklarına kadar götürebilecek bir bot kiralama işi yapıyordu. Civarda birkaç köylü dışında 2 Alman hanım fark ettim. Başka da kimse yoktu. Bot ilgimi çekti. Çünkü köprünün üstünden görebileceklerimden daha fazlasına ulaşma şansım vardı ancak bu bot 2 kişi ile akıntıya karşı gidecek cinsten değildi. Ayrıca ben kürek çekmektense fotoğraf çekmeği yeğlerim. İşte o anda aklıma turist hanımları da davet etmek geldi. Bir bot kiraladığımı ve akarsunun kaynaklarını görmek isterlerse benimle gelebileceklerini söyledim, kabul ettiler. Ve yola koyulduk. İlk başta akıntı pek fazla değildi ancak kanyon daraldıkça ve kaynaklara yaklaştıkça arttı. Ben botun arkasında oturup etrafı rahat rahat görüntülemeyi başardım. Akıntının şiddetli olduğu yerlerde ben de kürek çektim tabi. Misafirler kürek konusunda tahminimden daha başarılı oldular. :)
Çok yüksek kaya blokların arasından akan su şiddetli bir ses ve serin rutubet hissettirdi. Görülmeye değer bir yer. Antalya’ya yolunuz düşerse mutlaka görün. Keyifliydi doğrusu. Yol Köprüçay’dan sonra Selge antik kentine devam ediyor. Selge daha da yükseklerde. Yol çok kıvrımlı, ince ama en önemlisi ciddi uçurumlar içeriyor. Ve de muhteşem manzaralar. Sık sık durup seyretmeden yapamadım.
Selge’nin biraz gerisinde küçük bir “Isparta” tabelası gördüm. İşte aradığım yol burasıydı. Saptım. Yol bu noktadan sonra çok tenhalaşıyor, ıssızlaşıyor. Hala geri dönebileceğimi tahmin ettiğim en ileri noktaya kadar gittim, durdum. Bir kahve molası daha. Bulunduğum yer vadi şeklinde. Ağaçlık olduğu halde kuş sesleri yok, sessiz. Sol tarafta kuru bir akarsu yatağı. Sanki eskiden çok kalabalıkmış da sonradan terk edilmiş bir bölge gibi. Cep telefonu da kapsama dışı. Devam etme kararı alıyorum. Yaklaşık 20 km sonra bir köye ulaştım. Her ihtimale karşı benzin alabilmek için kısa bir araştırma, sonrası hüsran. Benzin yok. Benzin Kesme’ye kadar yok. Çünkü bu bölgede sadece köy yerleşimleri mevcut. Köylerde de otomobil yok. Traktör var. Bulunduğum noktaya kadar yolun çok virajlı ve iniş çıkışlı olmasından dolayı motor normalden fazla tüketmiş olmalıydı. Durum ciddi.
Bir sonraki köyde yeniden durdum ve yaşlı bir adamdan etrafın güvenliği ile ilgili bilgi aldım. Kendisi “buralar Yörük bölgesidir, sağlamdır. Seni kimse durdurmaz. Rahat ol. Ola ki biri dur derse, durma git o zaman. Benzin de Kesme’ye kadar yok” dedi. Bir de buna ilaveten yol krokisi çizdi. Çünkü buralarda her yol ayrımında tabela yok. Şayet kroki çizmeseydi kesinlikle kaybolurdum. Buna rağmen ileriki saatlerde yaklaşık 15 km. yanlış bir yolda ilerleyip geriye dönmem gerekti. Hata bir kuyunun arkasından sapacağıma önünden sapmam şeklinde gerçekleşmiş. Kesme’ye kaç km kaldığını sorduğumda da “3 saatte gidersin” dedi. Yaşlı adama teşekkür edip yola koyuldum.
Hesaplarım Kesme’ye kadar depomun yeteceği yönündeydi ve Kesme bulunduğum noktadan tahmini olarak 60 km ötedeydi. Yolun sathı tamamen taşlık, öyle ki kimi yerlerde ayakta yol almayı gerektirecek kadar bozuk. Bir gün bir greyder geçmiş, hepsi o. Yolun bir bölümünde yaklaşık 2 saat boyunca kimse görmedim. Kimi yerlerde yükseklere çıkıyor ve uzakları görebiliyorsunuz, kimi yerlerde derin uçurumların olduğu yerlerden geçiyorsunuz. Böyle bir yoldan tek kişi geçmek son derece sakıncalı. Çünkü olası bir aksilik neticesinde mesela yoldan aşağılara düşmek gibi, sizi kimsenin fark edebileceğini zannetmiyorum. Cep telefonu da çalışmadığı için tek haberleşme şekli bir telsiz yada uydu telefonu olabilir. Tabii siz konuşabilir durumda olacaksınız ve yırtıcı hayvanlar sizi fark etmeyecek. Bu nedenle iki de değil, mümkünse 3 kişi geçmek gerekli.
Buralarda karşılaştığım Yeşilbağ, Isparta ve Beyşehir istikametlerini gösteren bir tabela beni çok etkiledi. Öyle sanıyorum ki civarda yaşayan köylüler dikmiş olmalıydı. Zira böylesini ilk kez görüyordum. Kesme’ye yaklaştıkça hava da kararmaya başlamıştı. Nedense hiçbir şekilde tedirginlik hissetmedim. Yeşilbağ’ı geçtikten bir süre sonra da Kesme’ye vardım. Burası küçük bir kasaba. Belediyesi var. Ve de bir adet benzin istasyonu. Kredi kartı geçmediği için nakit parayla benzin aldım. Hesaplarım tutmuştu. 13 litre benzin aldım. Yaklaşık 15-20 km. daha gidebilirmişim yani. Kesme’den sonra Eğirdir’e Aksu üzerinden ulaşıyorsunuz. Tam 90 km sürüyor ve çok virajlı, asfalt. Bir sağa bir sola derken başım döndü. Burayı gece karanlığında geçtim. Hava soğuktu ve Ramazan vakti olmasından dolayı da pek işlek değildi. Nitekim gece 22:00 sularında Eğirdir’e vardım. Antalya'dan itibaren yaklaşık 190 km. yol aşağı yukarı 11 saat sürdü. Tabii bunun içine köprülü Kanyon'da ve Selge'de harcanan süre de dahil ama yine de çok hırpalayıcıydı. Ertesi gün yeniden yola koyulup gün boyunca yol aldım ve Istanbul'a, evime vardım. 2335 kilometre daha bitti. Yol boyunca KLR ile aramda hiç bir sorun olmadı. Birlikte güzel ülkemizde son derece keyifli bir seyahat daha yapmış olduk. Yeniden yollarda olmak ümidiyle, hoşçakalın.
Ertuğrul Ortaç |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa | 2. El Motosiklet | 2. El Aksesuar | Markalarımız | Faydalı Bilgiler | Basın Yazıları | Geziler | Hatıra Defteri | İletişim |